POST-MODERNİST ŞİİR(!)’DEKİ SEFALETİN ÇÖZÜMLEMESİ
549 - Yazının toplam okunma sayısı 0 - Yazının bugün için okunma sayısı 18 March 2010 - Yazının son okunma tarihi
Günümüzde yazılan şiirin en büyük sorunsalı, anlam’la olan ilişkisinde gizlidir. Şiir’in, daha doğrusu şairin, anlam karşısında aldığı tavır, bunda etkili olmaktadır. Şiir ile anlam ilişkisini çözümleyebilmek için önce Şiir’i tanımlamakla işe başlamamız gerekir.Şiir, imgelerin, bir ya da daha çok izlek etrafında, metinsel bütünlük oluşturacak şekilde örgütlenmesidir. Bu tanımdan da çıkarsanabileceği gibi, Şiir’in temel birimi imge’dir. Çünkü Şiir, doğal dil içinde gelişen ve/ama özerk bir üst-dildir. Bu da imgeler aracılığıyla, doğal dilin söz diziminin bilinçli olarak bozulup özgün bir dizgeyle yeniden kurulmasıyla oluşturulur. İmge, doğal dili dönüştürerek sınırlarını genişletir ve yeni anlatım olanakları sağlar. Sözcüğün, sabit sözlük anlamının ötesine geçmesine yol açar.
Sözcük, tek başına, alımlayan her bireyde, kalıplaşmış, donuk, sabit bir yansıma bulur. Bu yüzden hiçbir sözcük tek başına, imge’nin oluşturduğu çarpıcı çağrışım özelliğine sahip değildir. Sözcüğün çift anlam yüklenmesi amacıyla harflere bölünmesi ( b/aşka…gibi) yeni bir çağrışım oluşturmadığı için imge’yi oluşturamaz, ancak teknik bir oyun düzeyinde kalır.
İmge, iki ya da daha çok sözcüğün, somut-soyut, soyut-somut, somut-somut, soyut-soyut, ya da bunların kombinasyonlarına dayalı bir ilintiyle, örnekseme (analoji) yapılmasıyla oluşturulur. İmge’nin işlevi, anlam’ı etkin bir şekilde iletebilmek için çağrışım yoluyla çarpıcı bir duyumsatma olanağı sağlamasıdır.
Şiir, imgelerle yazıldığı; sözcük tek başına imge olamayacağı ve her imge en az iki sözcükten oluştuğu için Şiir’in temel birimi sözcük değil imge’dir. Yani, “Şiir sözcüklerle değil imgelerle yazılır”. İmge’yi bir atoma benzetirsek, sözcükler, atomu oluşturan çekirdek, proton, nötron ve elektronlardır. Atomun bileşenleri, doğada, birbirlerinden bağımsız olarak bulunamazlar ve ancak bütünsel olarak atomu oluşturarak işlevsel bir varlığa sahip olurlar. Sözcükler de ancak, imge’yi oluşturmak üzere örgütlendiklerinde Şiir’de işlevsellik kazanırlar.
Bu arada belirtmek gerekir ki içinde imge bulunmayan şiirler(!) için, bütün olarak bir imge oluşturdukları savını öne sürenler, imge oluşturmayı beceremeyenlerin ekmeğine yağ sürmekten öte bir şey yapmazlar…Söz açılmışken, dize’nin tanımı üzerinde durmakta da yarar var. Dize, imge ya da imgelerin, şiirin metinsel bütünlüğüm içerisinde, anlam ortak paydasında oluşturdukları ara toplamdır. Yani ,imge ya da imgeler dize’yi, dizeler de şiiri oluşturur.
Şiir’de imge, nesnel gerçekliğin insan bilincinde, estetiksel olarak öznel yansımasıdır. Bu yansıtma, aynadaki gibi birebir olmayıp, nesnel gerçekliğin şairin bilincinde alımlanıp dönüştürülerek dışsallaştırılmasıdır.
Şiir, doğal dilin içinde kendi dizgesini geliştiren özerk yapılı bir üst-dil olduğuna göre, dilin temel işlevi olan bildirişim, Şiir’in de ayrılmaz bir parçasıdır. Bu da Şiir’in anlam’dan soyutlanamayacağı gerçeğini ortaya koyar. Dolayısıyla, Şiir’in temel birimi olan imge, anlamsız olamaz.
Şiir’de anlam rastlantısal değil içkindir. Şair, nesnel gerçekliği öznel olarak estetiksel düzlemde dönüştürerek imgelerle yansıttığına göre, kaynağını nesnel gerçeklerden alan imge, içkin olarak anlam taşır.
Aslında yanlış imge yoktur: Anlamlı olan imge ve anlamsız olan saçma vardır. İmge ya da saçma üretimini belirleyen, şairin bilinçsel yapısındaki ideolojik tutumdur.
İmge, şair tarafından dışsallaştırıldığı andan itibaren, nesnel gerçekliğe artı değer olarak eklemlenir. Buradan çıkarsanabileceği gibi Şiir, nesnel gerçekliğe bir müdahaledir. Bu dönüştürücü müdahale, ancak devrimci bir bilinç tarafından gerçekleştirilebilir. Dışsallaştırılan imge, nesnel gerçekliğin bir parçası olarak okura ulaşır ve okurun bilincinde, her okurun bilinç ve estetik algı düzeyine göre yankılanır. Yani, şiiri okuyan bireyin bilincinde yeniden üretilerek içselleştirilir. Buna yansımanın yansıması diyebiliriz. Bu da okurun bilinç ve estetik algı düzeyine artı değer katar. Daha ötesi, her okumada yeni çağrışımlar sağlayarak okurun bireysel dönüşümüne sürekli katkıda bulunur.
Şair, yazarak kendini gerçekleştirir ve ontolojik bir anlam kazanır, çünkü varoluşu anlamı kılan, bireyin somut ya da imgesel düzlemde, üretimle, nesnel gerçekliğe artı değer katmasıdır. Şair yazdıkça nesnel gerçeklikle beraber kendini ve okuru dönüştürür; bu da toplumsal dönüşüme katkı yapar. Nesnel ve öznel gerçeklik, diyalektik bir bütün olarak karşılık etkileşim içindedir. Toplumsal gerçeklik, her ne kadar bireyin bilincini sınırlasa da, şair birey, bu ablukayı yarabilen ve toplumdaki tüm bireyler için yıkmaya çalışan kişidir. Aksi takdirde, kapitalist üretim ilişkilerinin olduğu bir toplumda, sosyalist şairin varlığından söz edilemezdi zaten…
Gelelim saçma’ya…Doğada saçma yoktur. Her şey, diyalektik bir bütün olarak, sürekli bir değişim-dönüşüm içindedir. Saçma ise kendine ve doğaya yabancılaşmış bireyin hastalıklı zihinsel tasarımıdır. Nesnel gerçekliği dönüştürerek yansıtmadığı, nesnel karşılığı bulunmadığı, doğaya aykırı olduğu için yapaydır. Dışsallaştırıldığında, nesnel gerçeğe artı değer olarak eklemlenemez. Okura ulaştığında ise daha ilk okumada tükenir. Seken bir mermi gibi, alımlanamadan okurun bilincinden geri döner ve yazınsal çöplüğü boylar. Anlam taşımadığı için bildirişim işlevinden yoksun olan saçma, dilsel değildir. Dolayısıyla saçma’yla yazılan metin de şiir değildir.
Emperyalist kapitalizmin Şiir’deki izdüşümü olan post-modernist şiir(!), anlam’ı hiçleyen yapısıyla, imge’lerle değil saçma’larla yazılmaktadır. Anlam içermediği için bildirişim yetisi yoktur; bildirişim içermediği için dilsel değildir; dilsel olmadığı için de aslında şiir değildir!!!
Post-modernist şiir(!), kendine ve doğaya yabancılaşmış bireyin narsist mırıltılarıdır. Şairin kendisini ve okuru dönüştürme yetisinden yoksundur. Yığma saçma’ların, metinsel bütünlükten yoksun olarak yazılmasıyla oluşan post-modernist şiir(!), yabancılaşmayı oluşturan kapitalizme karşıt tavır geliştirmeyen edilgen bireyin yazdığı şiir(!)dir.
Kapitalizm, varlığını korumak ve sürdürmek için her türlü muhalif tavrı sindirmek ister. Dizgeye muhalif olan Şiir’i anlamsızlığa boğup edilginleştirerek, Şiir’in bireyi ve toplumu dönüştürme yetisini silebilmek için post-modernizm denilen, saçmalığın daniskasına işlerlik kazandırmaya çalışmaktadır. Böylece, dizgeyle uyuşan ve sömürü şartlarını kolaylaştıran, örgütsüz ve edilgen bireyler oluşturmayı amaçlamaktadır…
Bu noktada, İlhan Berk’in Yazko Edebiyat’ın 33’üncü sayısındaki söyleşisinden bir alıntı yapalım. İlhan Berk, Şiir’de anlam’a ilişkin şunları söylemektedir: “ Anlama gelince. Doğrusu asıl savaşım onun üzerinde toplanmıştır benim. Nedendir bilmiyorum, ben anlamı şiire pek yatkın bulmam. Kimi kitaplarımda onu düşman bile bilmişimdir. Anlam, sanki benim üvey evladımdır. Ama şunu da söyleyeyim; sonuçta şiir şiir ise, anlamlıdır. ”Kendi içinde çelişkili bu ifadenin sahibi olan İlhan Berk ve benzerleri, anlam’ı hiçleyen tavırlarıyla, post-modernizmin gölgesinde, bilerek ya da bilmeyerek emperyalist kapitalizmin uşaklığını yapmaktadırlar. Şiir’in post’u deliktir.
SERKAN ENGİN
Ekin Sanat Aralık 2005
Berfin Bahar Ocak 2006
YKY 2006 Şiir Yıllığı
Kıyı Yaz 2007
Karalama Sayı 2 2007
Merhaba sevgili Serkan Engin. Yazını okuyunca, uzun zamandır elimin altında duran, ama başka pek çok şeyin araya girmesi nedeniyle ertelenen imge ve şiir hakkındaki kişisel notlarım geldi. İnsanın bir ustadan şiirler okuyunca şiir yazasının gelmesi gibi, üzerinde düşünülmüş bu yazıyı okuyunca da eski notları çıkarmak ve onları yeniden düzenleyerek bir makale yazmak isteğim uyandı. Ama çok geçmeden bunun bugünlerde mümkün olmadığını hatırladım yine. En azından bir süre daha… Öte yandan ise bu yazı üzerinden önemli bir takım konuları tartışma isteğime de engel olamadım. Bu yüzden, yazını bir polemik nesnesi sayıp konu hakkında birlikte geliştireceğimiz bir tartışmaya girişmek istiyorum…
Öncelikle, imge tanımı üzerinde berraklaşmak gerekir sanırım. İmge gerçekliğin zihindeki yansımasıdır noktasında hem fikir olup olmadığımızı bilmek önemli. Çünkü eğer öyleyse, bu yansımanın bir sonucu olan dili de bir imge kabul etmek gerekmez mi? Çünkü, pek çok dilbilimsel araştırma sözcükleri oluşturan harflerin (yani seslerin) doğanın taklidi üzerinden şekillendiğini göstermekte. İçinde aynı seslerin bulunduğu sözcüklerin benzer sessel çağrışımlar yüklü olması bu açıdan tesadüf değl. Ç sesine bakalım mesela. Çarpma, çekirdek, çıtçıtlı düğme, çıtırdamak, çakmak… Karikatürize bir genelleme yapmak istemiyorum, ama, başa dönersem, eğer yukarıda söylediklerime katılıyorsan, yazındaki imge tanımı konusunda bir karışıklık var demektir. Bunu aşmanın bir yolu, şiire (sanata) mahsus gördüğün imgeye “sanatsal imge” demek olabilir. Ya da imgeyi yeniden tanımlamak gerekebilir? Hangisi olduğuna ya da yanılıp yanılmadığıma karar vererek ilerleyelim….
Yazıdaki “Şiir’de imge, nesnel gerçekliğin insan bilincinde, estetiksel olarak öznel yansımasıdır. Bu yansıtma, aynadaki gibi birebir olmayıp, nesnel gerçekliğin şairin bilincinde alımlanıp dönüştürülerek dışsallaştırılmasıdır.” tümcesiyle birlikte yazının ilerleyen bölümlerinde “imge” sözcüğü “Şiir’deki imge” anlamında kullanılmıştır.Tırnak içindeki imge tanımı sanat genelinde ve şiir özelinde imge’nin neliği üzerine bir açımlama getirirken “İmge, iki ya da daha çok sözcüğün, somut-soyut, soyut-somut, somut-somut, soyut-soyut, ya da bunların kombinasyonlarına dayalı bir ilintiyle, örnekseme (analoji) yapılmasıyla oluşturulur.” tümcesi ise imge’nin nasıl kurulduğunu açımlamaya yöneliktir. Yalnız yazıda “yansıma”nın birebir olmadığı ve şair özne tarafından nesnel gerçekliğin dönüştürüldüğüne vurgu yapılmıştır. Yani nesnel gerçeklik şair özne tarafından yeniden üretilip dışsallaştırılarak gene nesnel gerçekliğe eklemlenir. Dilin ortaya çıkışındaki seslerin doğa taklidi olduğu çok yaygın kabul gören ve bilinen bir gerçektir ama orada sesler adı üzerinden “taklit” edilir, yeniden üretilmez. Bu yüzden de Şiir’deki imgenin neliğine koşut bir durum dil’in ortaya çıkışına atfedilemez.
Şiirdeki imgeden kastını anladım. Ancak, o konuyla ilgili tartışmayı biraz daha ertelemek istiyorum. Çünkü dildeki taklit önermene henüz katılmıyorum.
Kanımca, herhangi bir taklit yalnızca fiziksel bir benzerlikten ibaret olamaz. Bir şey, o şeyi üreten öznenin dışında başka bir özne tarafından taklit ediliyorsa, o öznenin taklit edileni algılama ve taklik etme olanaklarından bağımsız olamaz. Bir yandan, taklit nesnesinin algısı taklit öznesinin zihninde ne kadar ve nasıl etki bırakmaktadır, ikincisi ise bu etkiyi ne ölçüde yeniden üretebilmektedir. Örneğin, insan, avda, hayvanları ürkütmemek için üretilmiş köpek düdüklerini duyamaz. Çünkü, bu düdükler köpeklerin duyabileceği bir frekansla ses yayarlar. Ancak, insan bunu duysaydı bile taklit edemezdi, çünkü o frekanstaki bir sesi taklit edecek ses teli yapısı yoktur. Bu yüzden ona “benzemeye” çalışacaktır. Hatta, daha da ileri gidilebilir. Bir insanın diğer bir insanı taklit etmesinde bile bu ilkeler geçerlidir. Kuantum fiziği sayesinde kanıtlandığı üzere, artık biliyoruz ki, gözlemcinin gözlediği nesneye kaçınılmaz bir “katkısı” vardır. Ya da, gözlemcinin o günkü ruh hali, taklit nesnesini algılamasını değiştirebilir, ya da mükemmel algı koşullarında dahi taklik nesnesine ancak yaklaşılabilir (bakınız en mükemmel demirel taklitleri).
Aynı nedenlerden dolayı, insanın doğayı dil temelinde sessel takliti bir yeniden üretimdir. Hem nesnenin algısında, hem de taklitinde. Bu yüzden dildeki sesler bize doğadaki sesleri vermez, “çağrıştırır”.
Diğer bir deyişle, senin şiirsel imgeye mahsus gördüğün “yeniden üretim” tüm taklit durumlarında geçerlidir. Söz konusu olan farklılık ise taklidin nesnesindeki özgünlüktür. Bu fiziksel bir taklit olabilir, ideolojik bir taklit olabilir.
Burada biraz durup seni bekleyeceğim sevgili Serkan Engin.
Dil’in ortaya çıkış kaynağı ve şekli dilbilimsel bir makalenin konusudur,bu yazının konusunun dışında kalıyor .Buraya odaklanarak yazının asıl amacından ve hedefinden sapıyoruz…
Bu yazıda post-modernist şiir(!) eleştirisini çözümlemeli bir şekilde kotarmaya çalıştım. Kökeni Andre Breton öncülüğündeki, şiirden anlam’ı ve anlak’ı dışlayan ve şiirin yegane kaynağı olarak bilinçaltını, rüyaları ve sayıklamaları gören, yöntem olarak da otomatik yazıyı savunan “Sürrealizm”den alan, ayrıca eklektik olarak içinde Dadaizm ve Letrizm vs’yi barındıran post-modernist şiir(!)’e somut bir örnek vermek istiyorum. Böylece eleştirilen şiir anlayışı daha da netleşecektir :
Taya Mektup
ağrır, ağarırsa gülden sis
taylar mı rahvan, orman dalar
harfler, de ki hafriyat, hafriyat
sonra siz, kazma ila kalem
birleşiirsiniz
taşır, soluğunda hem ham, hem olmuş bağ
toy mu denir, ormanlara rahvan giren tay
sızar, nal izleri: pegassos
sonra siz, unutmuş vefa çanları
diliniz şeffaf, şeffaf mı dersiniz
bir yerlerde bel ki
orman ile tay, kesişiirsiniz
karada taylar, hala, atlara teyelli
sonra siz, sahih orman mütercimleri:
nesne ile akis
itişiirsiniz
Mehmet Öztek
Varlık 2005
Sevgili Serkan Engin, açıkçası tartışmayı imgenin tanımı üzerinde yoğunlaştırmamın yazının amacından uzaklaşmak olduğunu düşünmüyorum. Bilakis, yazınızda imgenin anlaşılmasından kaynaklı bir takım öze ilişkin kafa karışıklıklarının post-modernist olarak eleştirdiğiniz akımlardaki ilerici ögelerden yararlanmayı olanaksız kıldığını düşünüyorum. İmge, yani şiirsel anlamın özü ve bunun aldığı ve alabileceği biçimler post-modern ya da modern bir şiirin anlaşılması için zorunludur. Eğer bu yöntem konusunda ısrar etmezsem, sizin verilerinizi apriori kabul etmek gerekecek ki, bunun mümkün olmadığını yukarıdaki tezlerimle ortaya koymaya çalışıyorum zaten.
1- “Sevgili Serkan Engin, açıkçası tartışmayı imgenin tanımı üzerinde yoğunlaştırmamın yazının amacından uzaklaşmak olduğunu düşünmüyorum.” diyorsunuz oysa ben
“Dil’in ortaya çıkış kaynağı ve şekli dilbilimsel bir makalenin konusudur,bu yazının konusunun dışında kalıyor .” dedim.Benim derdim şiirdeki imge üzerine.
Kaldı ki “…bu yansımanın bir sonucu olan dili de bir imge kabul etmek gerekmez mi?” muğlak bir ifade. Bir kere imge’den kastınız felsefedeki imge mi yoksa şiirdeki imge mi? Dili oluşturan sözcüklere mi tek tek imge diyorsunuz? Yoksa dilin oluşma sürecine mi? Sapla saman karışık burada…Yanıtınız her ne olursa olsun benim yazımın asıl hedefi olan şiirdeki imge,dilin çıkış kaynağı değil.
Felsefi anlamda imgenin tanımı “Duyu organlarının dıştan algıladığı bir nesnenin bilince yansıyan benzeri” (sözlük tanımı). Yani “gece imgesi” denebilir felsefi anlamda ama şiirde “gece” sözcüğü tek başına imge olmaz. Çünkü “gece” dediğimiz zaman herkeste benzer çağrışımlar oluşur ama gece+ x sözcüğü ile ilk kez kullanılan özgün bir ifade oluşturulur.Şiirdeki imgeden kastımız da budur.
Size somut örnek vereyim ki neden bahsettiğimiz belli olsun :
gece………………….doğal sözcük
gecenin gömleği……….örnekseme (analoji) yoluyla kurulan imge
Aşk’a yırtıldı gecenin gömleği…..imge kombinasyonu
2-”…post-modernist olarak eleştirdiğiniz akımlardaki ilerici ögelerden yararlanmayı olanaksız kıldığını düşünüyorum.”…demişsiniz.
Nedir bu “ilerici ögeler” çok merak ediyorum…
3- “İmge, yani şiirsel anlamın özü ve bunun aldığı ve alabileceği biçimler post-modern ya da modern bir şiirin anlaşılması için zorunludur.” demişsiniz
Ben post-modernist şiir(!)de imge değil saçma vardır diyorum daha ötesi anlam’ı dışlar diyorum…Somut bir örnek de verdim hatta. O şiir(!)den ne anlamlar devşirdiğinizi ve metinde “imge”(şiirsel imge) olarak neler bulduğunuzu da örneklemenizi umarım.
4-”İmge, yani şiirsel anlamın özü …” demişsiniz. Muğlak bir tanım. “Şiirsel anlam”dan neyi kastettiğinizi merak ediyorum .
5- “…sizin verilerinizi apriori kabul etmek gerekecek ” demişsiniz.
Bu denli nesnel ölçütlerle yapılan bir çözümlemede neleri “apriori” bulduğunuzu merak ediyorum…
Açıkçası metodunuzun felsefi-ideolojik temelini net olarak ifade etmenizi bekliyorum. Benim zeminin diyalektik materyalizm. Sizinki farklı ise elma ile armutu karşılaştırmak olur savlarımızı karşılaştırmak…
Açıkçası sizin yazımın üzerinden hareket etmek yerine sadece kafanızda biriktirdiklerinizin üzerinden gittiğinizi düşünüyorum.
Yeniden merhaba.
Aslında, tartışmayı inatla imge tanımı üzerinde sürdürmeye çalışmamın nedeni açık. Düşüncem odur ki, imge, genel olarak, yansıyan ile yansıtan şeyin biraraya gelmesidir. yani her imge kaçınılmaz biçimde yansıtanı kendinde taşır. yani, sizin şiirsel imgeye has gördüğünüz analoji, ya da benzeşim, tüm imgesel süreçler için vardır. çünkü yansıtma yansıyanın bir çeşit analojisidir.
Benimki hem epistomolojik, hem de gnesonolik bir ısrar. Bu sayede, daha baştan doğru tanımlarla hareket edeceğimizi düşünüyorum. böylece sanatsal -konumuz gereği şiirsel- imgenin aslında tüm imgesel modellendirme biçimlerinden bağımsız olmadığı kabul edilmiş olur. böylece sanatsal imgeye iki şekide bakmak zorunda kalırız.
birincisi, genel olarak imge olarak sanatsal imge; ikincisi, özel bir zihinsel işlev olarak sanatsal imge.
buraya kadar söylediklerimin kimi parçalarda size aykırı düştüğü açık; ama aslında imge konusundaki yaklaşımım sizin yaklaşımınızı özünde reddetmiyor, yalnızca kapsıyor.
peki, bu ısrarımın söyleşimizin seyri noktasında nasıl bir etkisi olacak.
birincisi, şiirsel imgeyi sanatsal imge konusu üzerine genişletme imkanı sunacak.
ikincisi, eğer imgesel süreçlerin kendiliğindenliği ve bundaki yasalar ortaya konulabilirse, sanatsal imgedeki yaratıcı anın ne kadar özgün olup olmadığı ortaya konulabilecek.
üçüncüsü, analojinin aldığı biçimler ortaya konulabilirse, sanatsal ve şiirsel imgedeki analoji olanakları yapısal bir olanak olarak tanınabilecek ve böylece yapısal bir takım gelişkin yanlar taşıyan kimi sanat akımlarındaki -örneğin, surrealizm, dadaizm vb- bu olanakların ne ölçüde herhangi bir ideolojik farklılık taşıyan eserlerde varolabileceği ortaya konulabilecek.
şüphesiz, dünyaya bir felsefi bakışım var. bu bakışımın felsefesini ise şu oluşturuyor: felsefe yaşamdan kaynağını alır, somut olgular ve bundan çıkarılan yasaların üzerinden yükselir. ancak bir süre sonra bu yasaların kendisi gelişimin önünde bizzat bir engelleyici paradigma halini alabilirler. Yani, Marx’ın dediği gibi: “ben marksist değilim!”
Analoji yani örnekseme dilbilimsel bir terim. Yani birbirinden anlamca uzak iki sözcük arasında ilinti kurmak. Diğer sanat disiplinlerinde yani Müzik Resim Heykel gibi sanat dallarında nasıl analoji (örnekseme) yapılacağına dair somut örneklerini almak isterim…
“böylece yapısal bir takım gelişkin yanlar taşıyan kimi sanat akımlarındaki -örneğin, surrealizm, dadaizm vb- ” diyorsunuz…
Post-modernist şiir(!) ekletik olarak sürrealizm dadaizm ve letrizmi vs . içinde barındırır. Yukarıdaki hareket noktamız olan yazımda bu şiirlerin(!) imgelerle değil “saçma”larla yazıldığını ve dilsel olmadıkları için şiir de olmadıklarını açımlıyorum. Sürrealizm anlam’a ve anlak’a karşıdır. Şiirin temel kaynağı onlar için bilinçaltı rüyalar ve sayıklamalardır ve şiiriin yazım biçimi de oto-didakt denilen yöntemdir. Bu mudur sizce “gelişkin yapısal yanlar” ?
“felsefe yaşamdan kaynağını alır, somut olgular ve bundan çıkarılan yasaların üzerinden yükselir. ancak bir süre sonra bu yasaların kendisi gelişimin önünde bizzat bir engelleyici paradigma halini alabilirler. “diyorsunuz…
Marksizm sizce arkaik mi kalmıştır bu açıklamaya göre..?
“Yani, Marx’ın dediği gibi: “ben marksist değilim!”…demişsiniz
Ben Marksistim ama bizzat Marks olsaydım o zaman ben de “Marksist değilim ” derdim. Marx burada kendi egosuna tapınan bireyin sefaletine işaret ediyor bence. Yoksa kendi görüşlerini hiçlemiyor…
http://www.cebeci.info/img/persistence.jpg adresindeki saatlerin böyle akışkan olması fizik olarak mümkün değil. sanki yağlı bir peynirin aşırı sıcakta yayılması gibi (şu an bu resmi anlatmak için kullandığım gibi sözü bile analojinin kanıtıdır) akışanlaşan saatler ancak bir analoji ile mümkündür.
heykelde benzer pek çok örnek bulunabilir.
müzik biraz anlaşılmaz gelebilir , ancak amadeus filmini izlemenizi öneririm. buradaki opera sahnelerinde yönetmenin kullandığı görsel kareler aslında müziğin uyandırdığı ifadenin ne kadar da gerçek yaşamdaki bir takım ifadelere uygun düştüğünü görürsünüz. kuş gibi şakıyan bir sevgilin partisyonlarını bir sopranonun söylemesinden ve bunun ifade edilmesi için yapılan müziğin pes değil de dik sesleri kullanmasından, bestenin yürüyüşünde sevgilinin coşkulu anlatımını vurgulamak için (ancak burada kastettiğim sözsüz müziktir, yani yalnıca mzikle ifade söz kunusudur) ani dikleşmeler kullanılmasından daha doğal ne olabilir. evet, müzik de bir benzetmedir. öyle olmasaydı, devrim ya da ayaklanma dönemlerini anlatan besteler fırtınayı anlatan besetelerle benzer melodik ve armonik motifler sergilemezdi.
Post-modernist şiir(!)in daha acıklı örnekleri de var. Lale Müldür’ün Hayvan Dergisi’nde yayımlanmış bir şiirini(!) örnek olarak aşağıya ekliyorum ki iyice görelim durumun vahametini.
*****************************************
bilinmedik bir dilde psikotik bir metin
çı çı çıçıçı çı çı çıçıçı
yuvezü marnata ça
3.gezegenden biri her perfect body
la menita schizopphrenia
la la la la palavra
eller kendi boğazında sonunda
not: suzanne takes you down
to her place near the river
bilinmedik bir dilde adamo metni
vous permetter munsieur?
juste avant le maniage?
tombe la neige
tu ne viendras pas ce soir
la la la lah tumbe la neige
la la la lah touta est blane
du desespair
la la la lah kar yagğıyor
la la la lah her şey umutsuzluktan
bembeyaz
kar yağınca
bu gece gelmeyeceksin
inşallah! inşallah! inşallah!
bilinmedik bir dilde türkçe metin
enerji! bu cok fazla kullanılıyor artık.
şimdi şu anda benim sana borcum yok
lublu lublu lublu delica tezza
60 mi, 70 mi o zaman?
70, yalnız ben cebimden oderim,
iyi 70 o zaman bir şiir icin!
non sono dans la gardenia
no energia, no energia!
nena viju, nena viju nena viju!
durokov vidit nehaçun
aptalları görmeyi istemiyorum
60 mi 70 mi o zaman?
bilinmedik bir dilde heloise metni
yeah yeah ye yeah ye
my heloise i got to please her
toray classy çowelleaaah
la grande heloisaaaa
la la la la pietessa
onun sevgisi benim ama o yok.
not: i find it hard to realize
that love was in her eyes.
it’s dying now..
Lale Müldür