Medya ve halk oyunları
393 - Yazının toplam okunma sayısı 0 - Yazının bugün için okunma sayısı 26 August 2010 - Yazının son okunma tarihi
Folklor değerlerimizin arasında bir kıyaslama yapmak doğru olmaz ama halk oyunlarının yeri toplumun belleği ve yüreğinde farklı bir yer tutmuş ve hep çok canlı bir biçimde durmuştur. Kostümü, müziği, sahnelenmesiyle ortaya çıkan muhteşem sanatsal değeri zarafeti ve bilgeliği ile birleşip kültür değerlerimiz arasında salınıp durmuştur. Her adımında canlı bir tarih yaşamaktadır ki, okumayı bilene kusursuz yollar çizmektedir. Binlerce yıldır her türlü erozyon karşısında sapasağlam durmuş bugünlere kadar taşınmıştır. Her dönem bu değerleri taşımayı bilinçli veya bilinçsiz görev edinmiş kişiler olmuştur.
1990′lardan sonra ise iletişim dünyasının zenginleşmesi ile kültürel değerlerimiz geniş kitlelere ulaşma şansını yakalamış açılmayla birlikte ister istemez bozulma ve yıpranma tehdidi de doğmuştur. Çağımız iletişim çağıdır medya olgusunun yaşantımızın her safhasına hâkim olduğu, yönlendirici ve etkin olduğu çağdır. Medyanın yaşamımızın her yerine etkisi olduğu gibi kültüre de etkisi vardır. Konumuz halk oyunları ise bugün geldiği ve yarın geleceği nokta da medya etkisini inkâr edemeyiz.
Medyanın halk oyunları ile kurduğu ilişki ise 80′li yıllardan beri normal bir seyir tutturamadı. Yazılı medya hiç alaka göstermezken, görsel medya son dönem de TRT öncülüğünde bir yarışma ile halk oyunlarını gündeme getirdi. Hal bu ki 80′li yıllara kadar halk oyunları yarışmaları magazin dergilerinin kapaklarını süslüyormuş. Yapılan organizasyonlara kayıtsız kalınmazmış. Bugün ise tamamen gündem dışı bırakılmış görsel bir süs amacından başka hiçbir yer verilmeyerek ikinci plana itilmiştir.
Medya bugün nasıl bir halk oyunları portresi çizmekte ve halk oyunlarına nasıl yaklaşmaktadır.
1-Birçok kanalda özellikle türkücü sıfatı verilen kimselerin programlarında, türkü okumaya çırpınan insanların arkasında, çeşitli sallanma figürleri geliştirildi. Ağır şarkılarda yavaş yavaş üç ileri üç geri, hızlı şarkılar da hızlı hızlı üç, ileri, üç geri yapılarak halk oyunlarımız temsil edildi.
2-Çeşitli müzik yarışmalarında hadi bakalım yöresel bir türkü söyleyin söylerken de boş durmayın oynayın zamanlarında icra edildi.
3-Çeşitli dans yarışmalarında şimdide yöresel danslar yapın zamanlarında…
4-Gençlik ve çocuk dizilerinin bazı bölümlerinde kostümler ve oyunlar küçümsenerek gösterildi ki son örneği anlatmak isterim. Öğretmen olan bayan dans dersi almak ister, polis olan eş ise karısını bu isteğinden vazgeçirmek ister. Uzun uğraşlar sonucu vazgeçiremeyince karısını alır ve dans kursu diye halk oyunları kursuna götürür. Halk oyunları kursunda ise görüntü tam bir faciadır. Yöresel kıyafetler giyinmiş tuhaf görünüşlü insanlar (görünüş derken yüzlerindeki ifadeden bahsediyorum) davul zurna eşliğinde oynamaktadırlar. O an sadece adamın eşi değil ekran karşısındaki binlerce kişi imdat demiştir. Kadın bu görüntüden sonra doğal olarak ikna olmaz ve dans kursuna gidilir. Sakin ve güzel bir ortamda hoş bayanlar, yakışıklı erkekler üzerlerinde aslında halk oyunları çalışırken de giyilebilen eşofman, tişört veya taytları ile dans etmektedirler. ( Kavak Yelleri dizisi, bölüm bilinmiyor.)
5-Medyanın geliştirdiği ve desteklediği popüler kültür halk oyunlarını diplere çekmeye başlayınca, halk oyunları isimi yerine Anadolu Ateşinin yarattığı havadan yararlanılarak Anadolu Ateşi ismi popüler olduğu için halk oyunları yerine kullanılmıştır. Yani malzeme aynı kalmış ambalaj değiştirilmiştir. Anadolu Ateşi, Folklorik Dans gibi isimler takılarak popülerleştirilmeye çalışılmıştır. Kostümler ise yine bu etkileşimden nasibini alarak dans kostümlerine yakın formatlarla beğeniye sunulmuştur.
Yukarda saydığımız örnekler çocuklarımıza okullar da, derneklerde, halk eğitim merkezlerinde kültürümüzü sevdirmeye çırpınan bu kültürü yaymaya çalışan meslektaşlarım açısından sıkıntılar yaratmaktadır. Nice gösterilerin öncesinde şalvar görünce ağlayan çocuklar vardır ki, şalvar toplumumuzda küfür yerine de geçebilen bir aşağılanma simgesidir.
Medyanın bu yaklaşımları halk oyunları ile ilk tanışma esnasında ciddi bir soğukluk yaratmaktadır. Halkoyunlarını sade olarak yani süslemeden sevdirmek ve yaymak her geçen gün bu yaklaşımlar yüzünden zorlaşmaktadır. Ne yazık ki gençlerimiz ve çocuklarımız medya kültürü içersinde çok çabuk etki altına alınabilmektedir. Sistemli, düzenli, dozajında yapılacak yayınlar, biraz alaka ve tanıtım ile asıl güzellik olan halkoyunlarımızın sade şeklini yayma ve yaşatma mutluluğunu yaşatabilmek daha kolay olacaktır. Örnek vermek gerekirse TRT’de daha önce yayınlanan Türkü Türkü Türkiyem programı çok olumlu bir örnekti. Yarışma taraftarı olmasam da son yarışma yine iyi bir örnek teşkil ediyordu. Dizilerin içersinde aşağılama yerine bunu bir meziyet, bir sanat dalı gibi göstermek de çocuklar ve gençler üzerinde etkili olacaktır. Düşünce olumlu olunca fikir üretmek kolaydır. Yeter ki sevdirmek, yeter ki geliştirmek istensin.
Merhaba sayın Aslan.
Siz genel olarak medyadaki halk oyunları yaklaşımını özetlemişsiniz. Ben ise Anadolu Ateşi örneği üzerinden konuya biraz yaklaşmak istiyorum.
Anadolu Ateşi’ni seyrettiğimde ne buldum; önce bunu özetleyeyim.
1. Geleneksel danslar
2. Bunların içinde, arasında dağnık ve anlamsızca serpiştirilmiş modern dans figürleri
3. Modern müzik icra sanatının teknik gücü
4. Daha çok baleyi andırır giysiler
5. Arkadaki ekrana yansıtılmış ve tema geçişlerini ifade eden semboller
Bunlar ne anlama gelmektedir?
Kanımca, konunun can alıcı noktası türk aydınının sanatsal ufkudur ve bu ufuk genel olarak ideolojik ufkunun bir yansımasıdır. Bu ufuk, kendisini, “geleneksel değerlerimizin modern tekniklerle icrası” olarak tanımlar. Ancak, bunu yaparken “geleneksel değerler”in içeriğini ve tarihsel kökenini sorgulamaz, ona genel olarak halkçı ve bu yüzden de ilerici bir değer biçer. Böylece sorun “özünde ilerici” olan bir değerinin tarihsel olarak “ilerici bir biçim”le ifadesi sorunu haline gelir.
Anadolu Ateşe’nin burjuva yazarların önemli bir bölümünce sahiplenilmesinin ve yaygın reklamının yapılması tesadüfi değildir. Çünkü, o, bu haliyle, hem “halkçı”dır, hem “ulusal”dır, hem de “modern”dir. Modernlik sorunu böyle aşılınca, modernliğin tarihsel temsilcisi Batıya karşı ulusal aşağılık kompleksimiz de tedavi edilmiş olmaktadır! Muassır medeniyet seviyesi!…
Sorun ise apayrıdır. Geleneksel danslar içinde doğdukları tarihsel koşullar ve bundan şekillenen sembolik ifadelerden (hem müzik, hem de dans olarak) ayrı tutulamazlar. Bu anlamıyla, geleneksel danslar bir halkbilim konusudur, bir kültürel kazı sorunudur. Öte yandan, bu dansların kültürel yeniden üretimi ile sanat yapmayı karıştırmamak gerekir. İnsanlara bu dansları öğrenmesinin bedensel ve kültürel faydaları açıktır ancak bu sanat yapmak değildir. Geleneksele dayanan bir sanat yapmak, geleneğin oluşma koşullarını doğru analiz etmekle mümkündür. Bu analiz yapıldığında ise kanımca yanıtlanması gereken iki soru karşımıza çıkar.
Birincisi, modern anlamda dansın kolektif icrası için dans hangi kültürel ve figüratif kaynaklardan yararlanacak ve modern toplumun bağrından bunları nasıl ve nereden çıkaracaktır?.. İkincisi, bu kolektif dans icrası ne ölçüde sanat olacaktır ve dolaysız eğlence biçimini dışında, sanatsal içeriğin aktarılma biçimi olarak ifade olanaklarını baleden değil de nereden alacaktır?