Deneysel tiyatro üzerine güncel inciler
254 - Yazının toplam okunma sayısı 0 - Yazının bugün için okunma sayısı 24 August 2010 - Yazının son okunma tarihi
17 Mayıs 2006 tarihli Radikal gazetesinde Efnan Atmaca imzalı, Haluk Bilginer’le yapılmış güzel bir röportaj vardı. Röportaj asıl olarak Haluk Bilginer’in kurucusu olduğu Oyun Atölyesi’nin 15. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali’nde sahnelenecek olan Sheakspeare’in Atinalı Timon oyunu üzerineydi. Ancak, röportajın bir yerinde Haluk Bilginer şu sözleri etti:
“İnsanlar klasiklerden niye çekinmişler, niye kaçmışlar, niye korkmuşlar? Korkulacak bir yönü olmadığını da göstermek istiyoruz. Kimsenin anlayamayacağı bir şey değil. Bizim oyunu Ayşe teyzeyle Ahmet amca anlamıyorsa bir yerde yanlış yaptık demektir. Çünkü biz onlara oyun yapıyoruz, ama tüm bilgi ve birikimimizi sahnede kullanarak. Biz Cihangir Cumhuriyeti’ne oyun yapmıyoruz. 30-40 kişiye, ‘deneysel’, neyi denediği belli olmayan tiyatro sahnelemek tiyatro yapmak anlamına gelmiyor… Türkiye’de ana akım olsun ki alternatifi olsun. Neye alternatifler bilmiyorlar. Ben derdimi anlatamadıysam sahnede, sorun bende. Seyirciyi geri zekâlı yerine koyup “Burada bir şey yapıyorum bak anlamayacaksın sen şimdi” diyemem. Bu ne iktidardır. “Anlamadım” diyenlere de “Gel, anlatayım” diyorlar. Güzel kardeşim sahnede anlatacaksın meyhanede değil. Neyi deniyorlar bir bilsem ben de deneyeceğim. ‘Deneysel’ tiyatro yapanlar natürmort çizmeden Picasso olmaya çalışıyorlar. Marmaris’te var ya bir ressam bozuntusu, onun dediği gibi, “Bir yuvarlak yapmış, içine de nokta koymuş, ben de yaparım bunu” gibi cahil bir söyleme kadar geliyorlar. Ama siz önce bir Picasso olacaksınız, ben sizin portrelerinizi göreceğim, ressam olduğunuzu kanıtlayacaksınız. 30 yıl sonra diyeceksiniz ki, ben beş yaşındaki çocukluğun saflığına ulaşmak istiyorum ve denemeye başlayacaksınız. Yoksa bir sabah uyanıp ben kübik olmak istiyorum denmez.”
Ve ardından da tiyatroculardan ses geldi. 21 Mayıs 2006 tarihli Sabah gazetesinin Günaydın ekinde sanat camiasından kimi insanların bu konudaki eleştirileri vardı. Haluk Bilginer’in sözleri kendilerine ne kadar aktarıldı, ya da okudular mı; ya da eleştirenlerin düşünceleri bütünlüklü bir biçimde gazetece aktarıldı mı, bilmiyorum. Ancak, işin Cihangir kısmına dair söylediklerine burada değinmek istemiyorum. Asıl ilgilendiğim deneysel tiyatro hakkında Haluk Bilginer’e karşı söyledikleri:
Engin Günaydın (Avrupa Yakası’nın Müdür Burhan’ı)
“Haluk Bey neden öyle söylemiş, bilmiyorum ama, deneysel tiyatrolar, tiyatroların laboratuarıdır ve olması gerekir. Yeni düşünceleri sahneye koymak, normal tiyatrolar kadar önemlidir bence. Ben tüm çalışmalarıma deneysel bakarım. Yakında bir stüdyo kurup, orada arkadaşlarımla oynadığımız oyunu internette yayınlayacağız.”
Yeşim Özsoy (Ve Diğer Şeyler Topluluğu)
“Tiyatrocular, deneysel tiyatroyu bir şeylere karşı olmak için yapmaz. Teorik bakış açısından yola çıkarak yaparlar. Picasso da hayatı boyunca büyük kitlelere ulaşamamış. O da öldükten sonra daha çok değerlenmiştir. 30 kişiye oynamak anlamsız, 100 kişiye yapmak anlamlı mı oluyor yani? Deneysel ve çağdaş tiyatronun seyirci problemi vardır, ama böyle konuşmasını yakıştıramadık. Biz de istesek çok seyircili oyun yapabiliriz.”
Üstün Akmen (Tiyatro eleştirmeni)
“Deneysel tiyatro çok gereklidir. Türkiye’de de gerek vardır. Tiyatronun laboratuarıdır. Dünyada bunun örnekleri var. Metin yazımını, beden dilini araştırarak geliştirmek, deneysel tiyatronun görevidir.”
Gencay Gürün (Tiyatro İstanbul Genel Sanat Yönetmeni)
“Gençler genellikle deneysel tiyatroyla başlar, sonra imkan buldukça daha büyük salonlarda genele hitap eden oyunlara geçer.”
Haluk Bilginer’in deneysel tiyatro ile ilgili sözlerine karşı çıkışların ortak noktası, ya da diğer bir deyişle ortak yanlışı şudur: tiyatrodaki deney anıyla, deneye dayalı tiyatroyu birbirine karıştırmak. Bu ikisi sözcük oyunuyla birbirinden farklılaştırılmaya çalışılmış şeyler değil; önemli bir ayrım ve bu ayrım bilinmedikçe, ya da görmezden gelindikçe, işin içinde ya cehalet vardır, ya da menfaat.
Deneysel tiyatroyu tiyatrolarında yaptıkları deneylerle aynı tutanlara şunu sormak gerekir: neden baruta ateşle yaklaşmazsınız?.. Yanıt çok basittir: patlar. Bunu denememenizin nedeni, bu bilginin deneyimle daha önceden kazanılmış olması ve size de bilgi olarak aktarılmış olmasındandır. Bu şimdilik akılda tutulsun.
Deney nedir? Şeylerin kendindeliği ile bizimliği arasındaki boşluğun pratikçe doldurulma çabası. Diğer bir deyişle, şeylerin kendinde-varlığını zihnimiz-için-varlık haline getirmenin pratik aracı. Daha açık bir ifadeyle, bilgi edinmenin pratik yolu. Ama bu yol, kafamızdaki tasarımların denenmesiyle katedilir her zaman. Yani, deney, edinmek istediğimiz nesnelliğin bilgisinin, şimdiye kadarki edinilmiş bilgilerimiz üzerinden pratikçe sınanmasıdır.
Barut-ateş örneği, bir çocuk için deneysel bir anlam taşıyabilir; ama bir yetişkin için asla. Bir yetişkinin, örneğin, daha gelişkin döller elde etmek için bahçesindeki ağaçları değişik türlerle aşılama deneyimi de aynı nedenden kaynaklı olarak deneysel bir anlam taşımaz. Çünkü, o bilim adamı, genetik biyolojinin tarihsel birikimiyle hareket etmektedir.
Tiyatroda, sanatlarda ve tüm zihinsel etkinliklerde bir yaratıcı an her zaman vardır. Duvarını boyamak isteyen kişinin uygun boya rengini bulmak için çeşitli boyaları karıştırması da bir deneydir. Ama, elindeki Sheakspeare metnini ilk kez oynayan bir gencin anlatım olanakları için yaptığı deneyle, Sheakspeare’in yaşadığı dönem ve üslubu ile tiyatronun güncel iletişim ve tüketim sorunları, sanat algısının yeni bağlamları, güncel ideo-politik konjonktür hakkında kafa yoran bir sanatçının yeni anlatım olanakları aramak için yaptığı deney aynı mıdır?
Lafı uzatmaya gerek yok! Sanatçı insanı manevi yaşamının derinliklerine ve özgürlüğün sınırlarına götürür. Ama bunu yapması için, sanatın estetik ve ideolojik bağlamlarına ait bilgilerin kendisi sınırlarında olmalıdır her şeyden önce. Picasso örneği pek yerindedir bu yüzden. Picasso, ondört yaşındayken, Barselona Güzel Sanatlar Okulu için giriş sınavı kompozisyonunu -sıradan deney yapan sanatçılar bir ayda hazırlayıp teslim ederken- bir günde hazırlayıp teslim etmiştir. Onun kübik çıkışı resim sanatının tüm bir tarihsel birikimini özümsemesi üzerinden gerçekleşir. Çünkü, Picasso’yu anlayamayanların sandığı gibi, o, figürleri keyfince değil, tam da istediği biçimde “bozmuştur” ve bunu yapabilmesinin gücü de bu tarihsel birikimi özümsemiş olmasındandır. Çünkü, nesnenin bir anlama hizmet eden “bozuluşu” nesnenin “saf” halinin tüm olanaklarını ve sınırlarını bilmekle mümkün olabilir ancak. İşte, deneysel sanat da tam orada başlar. Üstelik, bu deneyci, hiçbir zaman, denemenin tek başarı ölçütünün pratik, yani sanat için, Ayşe teyzeyle Ahmet amcanın anlaması olduğunu unutmaz.
Yorum Yapın