Anton Çehov’un “Dağ Yolunda” oyununun teması üzerine düşünceler

219 - Yazının toplam okunma sayısı 0 - Yazının bugün için okunma sayısı 06 September 2010 - Yazının son okunma tarihi

Büyük Rus yazar Anten Çehov hayatı boyunca tek perdelik yalnızca 9 oyun yazmıştır. Türkiye’de Bilgi Yayınevi tarafından toplu olarak basılan (Tek Perdelik 9 Oyun-Bilgi Yayınevi) bu oyunlardan bir tanesi olan Dağ Yolunda kısacık bir oyunda bile aşkın bireysel ve toplumsal doğası üzerine müthiş dersler içermesi açısından Çehov dehasının bir göstergesidir.Olay, Rusya’nın güneyinde, dağ yolunda bir handa, daha doğrusu bu hanın meyhaneden farksız büyük odasında geçer. Han ucuz bir fiyata Kudüs’e gitmek için, yürüyerek Odessa’ya ulaşmaya çalışan hacılar, sığırtmaçlar, yolcularla doludur. Dışarıda fırtına vardır.

Konu açısından iki karakter önemlidir. Bunlardan biri Bortsov’dur. Başlangıçta meyhaneciden içki dilenen biri olarak karşımıza çıkar. Beş parası yoktur. Üzerinde yazlık bir palto ile delik deşik bir şapka vardır ve paltonun altında çırılçıplaktır. İçki için hancıya yalvarır: “İçimin içi istiyor içkiyi… Hastalığım istiyor içkiyi… Hastalığım için istiyorum…” İçki karşılığında paltosunu teklif eder; yolculara yalvarır. Ama tüm bu dilenmelerinin her birinin sonrasında gururu rahatsız eder onu: “Tanrım, nasıl da zavallılaştım, nasıl da alçaldım!.. Kalsın. Hiçbir şey istemiyorum.” Ama, ardından dilenmeler yeniden başlar… Diğer karakter ise Merik’tir. Daha doğrusu Andrey Polikarpov. Onun deyişiyle “Tanrı” ona “hangi kafa kağıdını ihsan ederse” onun adı da odur. Hırsız, serseri, eli baltalı, hırpani… Bakışları hacılara şeytanı hatırlatır.

Oyunun sonunda, Bortsov ile Merik’in ortak bir yanı ortaya çıkar. Her ikisi de aşkta aldatıldıkları için bu haldedir. Bortsov’un öyküsünü, geçerken handa bir iki kadeh içki içmek isteyen, bir zamanlar Bortsov’un sahibi olduğu yerlerden bir köylüden öğreniriz. Merik ise aldatıldığını “Benim de anamı, babamı terk edip serseri oluşum kötü yürekliliğimden değil herhalde!” diye başlayarak kendisi itiraf eder.

Bortsov eski bir beydir. Aşık olduğu kadın yine kendi sınıfındandır. Oyundaki köylüsü şöyle anlatır bu durumu: “Soylu bir ailenin kızıydı. Ahlaksız falan değildi, asla, ama beyinsizdi. Kalça sallar, ona buna göz kırpardı. Durmadan gülerdi! Metelik etmez, aklı kıtın biriydi. Ama, nedense efendiler böylelerini sever, böylelerini akıllı sanırlar. Biz köylülerse basarız tekmeyi böylelerine!”… Merik’in sevgilisi ise -ayrıntılı anlatmamasına rağmen, aykırı bir ifade de olmamasından yola çıkarak- kendi köylü sınıfından diyebiliriz. Eminim, o da seçimini, yukarıdaki köylünün yorumuna denk ve kendisine uygun bir kadından yana kullanmıştır. Peki ama, ayrı dünyaların iki adamı olan Bortsov ile Merik nasıl oluyor da aldatılmaya ortak tepki vermişlerdir; yani toplumsal kimyaları bozularak? Çünkü, her ikisi de eski toplumsal durumlarından daha “aşağı” bir duruma düşmüşlerdir.

Öncelikle şu soruyu soralım. Aldatılmaya verilen tepkinin toplumdaki genel tipi nedir? Bu sorunun yanıtını Bortsov’un eski köylüsü şöyle veriyor: “Herkesin yüreğinde yılan gibi çöreklenmiş acı var, ama, içkiye kurban gitmek için sebep değil bu. Bizim köyün muhtarına bak mesela. Karısı açık açık okulun öğretmeniyle kırıştırıyor, kocasının parasını içkiye yatırıyor; ama muhtarsa hiçbir şey olmamış gibi dolaşıyor ortalıkta… Gene de biraz zayıflamadı değil hani…” Öyleyse, Bortsov ile Merik’in tepkisindeki “normalden sapma” neyle açıklanmalı?..

Bortsov’un karakter özelliklerini köylüsünün anlatımlarından derleyelim: “İyi adam… kibar… ağırbaşlı… eliaçık… yumuşak başlı… yumuşak yüzlü… zayıf karakterli…” Merik hakkındaki bilgiyi ise oyun sırasındaki davranışlarından alırız yalnızca -bir de çocukluğuyla ilgili bir iki anısını anlattığında. Merik’in kişiliğinin Bortsov ile ilgisi yoktur gerçekten. Ama ikisi arasında bir tek özellik ortaktır ve çok önemlidir. “İyi adam” olmaları… Gerçekten de Merik, oyun sırasındaki durumlarda verdiği tepkiler ve eylemlerle “iyi adam” olduğunu hepimize gösterir.

Peki, bu ne tür bir iyilik halidir ki bu iki adamı aldatılma ile birlikte başka bir yaşayışa savurmuştur? İşte, bence eserin bize sorduğu soru budur! Kanımca, yanıtı da insanı bir açmaza götürmektedir. Çünkü, bu “iyilik” kişinin kendisini karşısındakine bütün içtenliğiyle vermesi ile ilgilidir. Ve yine aynı nedenden dolayı da, karşısındakinin de aynı içtenlikle kendisini verdiğini varsaymaktadır. Bir tür çocukluk! Ama kişinin bu bilinç durumundan çıkması kendisini içtenlikle vermesini de engeller olmaktadır -ki, çevremizdeki tüm bir yaşam böyledir zaten. O zaman ise, ilişkilerde yaşanan şey aşk olmaktan çıkıp bir tür savaşa ve dedektifliğe dönüşmektedir.

Bertsov, kişiliği gereği, yaşadığı aldatılmadan, suçu kendine çıkarır bir sonuca varmıştır. Sürekli içer ve yalnızca birkaç dakika o kadını gizlice görmek için her gün saatlerce yürüyüp şehre gider. Merik ise hem gerçekçidir: “Kaynanalar gelinlerine işkence ediyorlar; gelinler de kocalarını aldatmanın yollarını arıyorlar… ve bu, dön baba dönelim… bitmek bilmiyor.” hem de yaşadıklarının kişiliğinin sonuçları olduğunu anlayamamaktan kaynaklı gelenekçi: “Boşuna değil şarkılarda, masallarda kadınların şeytanla bir tutulmaları. Boşuna değil! Çoğu doğru!”

Her ikisi de toplumsal çevrelerine yabancılaşmışlar ama, kişiliklerine yabancılaşamamışlardır ve bunun sonucu, Bortsov içer… içer. Merik ise başka türlü bir savunma mekanizması kurmuştur kendine ve bu onun hana ilk girdiğinde bir kadın hacının sözüne verdiği yanıtta içerilidir: “Kadınlarla muhabbeti sevmem!”

Yazar Hakkında

M Guney

Yorum Yapın

XHTML etiketlerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <blockquote cite=""> <code> <em> <strong>