12 Eylül sonrasındaki politik filmlere bir bakış
293 - Yazının toplam okunma sayısı 0 - Yazının bugün için okunma sayısı 05 September 2010 - Yazının son okunma tarihi
1980 Darbesi yaşamın bir çok alanında olduğu gibi sinemada da geriletici etkide bulunmuştur. Darbe sadece politik film üretimini kesintiye uğratmakla kalmamış, aynı zamanda sanat (ki filmler en geniş, en basit anlatım yoludur) aracılığıyla kitlelerin eğitimini engellemiştir. 1986 yılında devletin “normalleşme” çabalarının sonucu birçok alanda hareket alanını da genişletmiştir.
1986-1990 yılları arasında; Dikenli Yol, Prenses, Sen Türkülerini Söyle, Ses, Su da Yanar, Av Zamanı, Kara Sevdalı Bulut, Sende Yüreğinde Sevgiye Yer Aç, Kimlik, Sis, Bütün Kapılar Kapalıydı, Uçurtmayı Vurmasınlar, Bekle Dedim Gölgeye, Darbe filmleri çekilmiştir.
1990-2000 yılları arasında Ateş Üstünde Yürümek, Uzlaşma, 80. Adım, Dağları Bekleyen Kız, Işıklar Sönmesin, Hoşçakal Yarın, Karatma Geceleri filmleri çekilmiştir.
Bu filmlerin ortak özelliği; 1980 öncesi sanat ürünü veren, “taraf” olan sanatçıların (Sinan Çetin, Şerif Gören, Melih Gülgen, Zülfü Livaneli, Tunç Başaran, Atıf Yılmaz, Tomris Giritcioğlu) ellerinden çıkmış olmasıdır. 2000 yılından sonra yapılan politik filmlerde ise yeni bir kuşağın yer aldığını görürüz. Ki 90′lı yıllar ile 00′li yıllar arasındaki en önemli farklardan biridir de bu aslında. Eski kuşak oyuncularla desteklenen bu filmler 1980′den bugüne yapılan filmler arasındaki bir eksikliği de ortadan kaldırdılar. Seyirci.
1980′den sonra yapılan hemen hemen bütün filmler ya vizyona girememiş, ya çok az bir süre vizyonda kalmış, ya da kaldığı süre boyunca geniş bir kitle tarafından izlenmemiştir. Oysa 2000 yılından sonra yapılan filmler piyasaya çıkan diğer Türk filmleri kadar izlenilmiştir. Yeniden hatırlayalım isterseniz.
2001 yılında ilk önce Kültür Bakanlığı tarafından desteklenen, daha sonra Kültür Bakanlığı’nın desteğini çektiği “Büyük Adam Küçük Aşk” filmi vizyona girmiştir Film; “bir avukatın kaldığı binanın karşısında oturan militanların evine yapılan baskında, polisin yargısız infaz yapması, evde bulunan çocuğun avukat tarafından alınması”yla başlar. Cumhuriyet ilkelerine bağlı bu avukatın çocuk ile yaşadıkları süreç filmde anlatılmaktadır. Bu film aynı zamanda “kürt sorunu” üzerine çekilmiş, en net mesaja sahip film olma özelliğini de üzerinde taşımaktadır.
2004 yılında yönetmenliğini Yılmaz Erdoğan’ın yaptığı “Vizontele Tuba” filmi vizyona girdi. 1980 yılından sonra yapılan filmler içerisinde en çok seyirciye ulaşan (resmi rakamlar) Türk filmi özelliğini de koruyan bu film, “solcu bir öğretmen ve ailesinin, kasaba sakinleriyle yaşadıkları ilişki”yi, darbe süreci içerisinde anlatmasıydı.
2005 yılında Çağan Irmak’ın yönettiği, oyunculuğuyla bizleri ağlatan Çetin Tekindor’un oynadığı Babam ve Oğlum filmi vizyona girdi. “İşkence yüzünden sağlığını kaybeden, ölmeden önce hem bir hesaplaşma, hem bir özür, hem de çocuğunu emanet etmek için gittiği baba ocağında” yaşananları anlatıyordu bu film.
2006 yılında “Eve Dönüş” filmi vizyona girdi. “Apolitik bir ailenin sıradan yaşantılarının, bir darbe ile darmadağın olması”nı anlatan film, 12 Eylül Darbesi üzerine yapılmış en sert film olma özelliğini kazandı. Bu film 12 Eylül darbesinin acılarının bizzat yaşamış, işkencelerden geçmiş Ömer Uğur tarafından yönetilmişti.
Şu anda vizyonda olan Beynelmilel filmi ile devam ediyor politik sinema. “1982 yılında Adıyaman’da gevende olarak adlandırılan bir grup yerel müzisyen, o yıllarda uygulanmakta olan sokağa çıkma yasağından dolayı geçim sıkıntısına düşerler. Geçinebilmek için buldukları çözüm hepsinin tutuklanmasına yol açar. Yörenin sıkıyönetim komutanı, bu yerel müzisyenleri çağdaş bir orkestraya dönüştürmesi”ni ilk önce komik, daha sonra trajik bir şekilde sonuçlandıran bu film izleyicilerin karşısına çıktı.
2007 Nisan’ında vizyona çıkması beklenen “Zincirbozan” filmi vizyona girecek. “Abdi İpekçi cinayeti” ile başlayan, “dönemin siyasetçilerinin sürgüne gönderilmesi ve süreçte yaşadıkları”nın anlatıldığı bu film Atıl İnanç tarafından yönetildi.
Görünen o ki politik filmlerin sayısı artmaya devam edecek. İşledikleri konunun “tarafı”, konunun “netliği”, gerçeklerin “berraklığı” ile çekilen bu filmler izleyici ile yaptığı buluşma ile birlikte bizlere bir çok gerçeği yeniden hatırlatacak.
Toplumların bulundukları yeri anlayabilmesi için geçmişiyle yüzleşmesi gerekir. Bir toplumun ilerleyebilmesi için bu hesaplaşmanın doğru ve ayrıntılı bir şekilde yapılması zorunludur. Geçmiş acıların tekrar yaşanmasının engellemenin en önemli yöntemlerinden birisidir de bu aynı zamanda. 12 Eylül’ün mimarı Kenan Evren’in 5N 1K’da gençler tarafından ressam olarak hatırlanması bu sürecin, bir çok parçasıyla birlikte eksik, yanlış ve maalesef trajikomik bir şekilde devam ettiğinin göstergesidir. Bu yüzden bu tür eserler, yayınlar mutlaka izlenmeli, okunmalı, takip edilmelidir.
Yorum Yapın